وَءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلۡتُ مُصَدِّقٗا لِّمَا مَعَكُمۡ وَلَا تَكُونُوٓاْ أَوَّلَ كَافِرِۭ بِهِۦۖ وَلَا تَشۡتَرُواْ بِـَٔايَٰتِي ثَمَنٗا قَلِيلٗا وَإِيَّـٰيَ فَٱتَّقُونِ
Ve indirdiğim, yanınızdakini doğrulayıcı olana iman edin; ona ilk kafir olanlar olmayın; ayetlerimi az bir paha karşılığında satmayın ve sadece benden sakının.
ve aminu bima enzeltu musaddikan lima meakum vela tekunu evvele kafirin bihi vela teşteru biayati semenen kalilen ve iyyaye fettekuni
وَلَا تَلۡبِسُواْ ٱلۡحَقَّ بِٱلۡبَٰطِلِ وَتَكۡتُمُواْ ٱلۡحَقَّ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
Hakkı batıl ile karıştırmayın ve bildiğiniz halde hakkı gizlemeyin.
vela telbisu elhakka bilbatili vetaktumu elhakka veentüm talemun
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّـٰكِعِينَ
Namazı kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte rüku edin.
ve akimu essalate ve atu ezzekate ve irkeu mea errakiiyn
۞أَتَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبِرِّ وَتَنسَوۡنَ أَنفُسَكُمۡ وَأَنتُمۡ تَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
Siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz Kitabı okuyorsunuz. Hiç akıl etmez misiniz?
atamurune en-nase bil-birri vetensavne enfusekum veentum tetlune el-kitabe efela takilune
وَٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلۡخَٰشِعِينَ
Sabır ve namaz ile yardım isteyin ve şüphesiz o, huşu duyanlar dışındakilere elbette büyük gelir.
vestainu bissabri vassalati veinnaha lekabiratun illa ala el-haşiin
ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُواْ رَبِّهِمۡ وَأَنَّهُمۡ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ
Onlar ki Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini kesinlikle bilirler.
ellezine yezunnune ennehum mulaku rabbihim ve ennehum ileyhi raciune
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
yabeni israil uzkuru nimetiye elleti en'amtu aleykum veenni faddaltukum ala el-alamin
وَٱتَّقُواْ يَوۡمٗا لَّا تَجۡزِي نَفۡسٌ عَن نَّفۡسٖ شَيۡـٔٗا وَلَا يُقۡبَلُ مِنۡهَا شَفَٰعَةٞ وَلَا يُؤۡخَذُ مِنۡهَا عَدۡلٞ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
Ve sakının o günden ki, hiçbir kimse başka biri adına bir şey ödeyemez, ondan şefaat kabul edilmez, ondan bir fidye alınmaz ve onlara yardım da edilmez.
vattaku yevmen la teczi nefsün an nefsin şey'en vela yukbelu minha şefaatün vela yu'hazu minha adlün vela hum yunsarune
وَإِذۡ نَجَّيۡنَٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءٞ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمٞ
Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık; size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, oğullarınızı boğazlıyorlar ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
ve iz neccaynakum min ali firavne yesumunekum sue el-azabi yuzabbihune ebnaekum ve yestahyune nisaekum ve fi zalikum belaun min rabbikum azim
وَإِذۡ فَرَقۡنَا بِكُمُ ٱلۡبَحۡرَ فَأَنجَيۡنَٰكُمۡ وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
Ve hani sizin için denizi yardık, böylece sizi kurtardık ve siz bakıp dururken Firavun ailesini boğduk.
veiz farakna bikumu elbahra feenceynakum veagrakna ale firavne veentum tenzurun
وَإِذۡ وَٰعَدۡنَا مُوسَىٰٓ أَرۡبَعِينَ لَيۡلَةٗ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ
Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra onun arkasından siz zalimler olarak buzağıyı edinmiştiniz.
veiz vaadna musa erbein leyleten summe ittehaztumu el-icl min badihi veentum zalimun
ثُمَّ عَفَوۡنَا عَنكُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi affettik.
sümme afevna anküm min badi zalike lealleküm teşkurun
وَإِذۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡفُرۡقَانَ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
Ve hani Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı vermiştik, umulur ki doğru yolu bulursunuz.
ve iz ateyna musa el-kitab ve el-furkan leallekum tehtedun
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِنَّكُمۡ ظَلَمۡتُمۡ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلۡعِجۡلَ فَتُوبُوٓاْ إِلَىٰ بَارِئِكُمۡ فَٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرٞ لَّكُمۡ عِندَ بَارِئِكُمۡ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Hani Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim, şüphesiz siz buzağıyı edinmekle kendinize zulmettiniz. Öyleyse Yaratanınıza tövbe edin ve kendinizi öldürün. Bu, Yaratanınız katında sizin için daha hayırlıdır. Bunun üzerine O, tövbenizi kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çokça kabul edendir, merhamet edendir.
ve iz kale musa likavmihi ya kavmi innekum zalemtum enfusekum bittihazikum el-icle fetubu ila barikum faktulu enfusekum zalikum hayrun lekum inde barikum fetabe aleykum innehu huve et-tevvabu er-rahimu
وَإِذۡ قُلۡتُمۡ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهۡرَةٗ فَأَخَذَتۡكُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
Hani siz, Ey Musa, Allah'ı apaçık görünceye kadar sana asla inanmayacağız demiştiniz de siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
ve iz kultum ya musa len nu'mine leke hatta nera Allaha cehreten fe ehazetkum es-saikatu ve entum tenzurun
ثُمَّ بَعَثۡنَٰكُم مِّنۢ بَعۡدِ مَوۡتِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.
summe be'asnakum min ba'di mevtikum leallekum teşkurun
وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡغَمَامَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
Üzerinize bulutu gölge yaptık, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin. Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.
vazallelna aleykümü el-ğamame ve-enzelna aleykümü el-menne ves-selva kulu min tayyibati ma rezaknaküm ve-ma zalemuna ve-lakin kanu enfüsehüm yazlimun
وَإِذۡ قُلۡنَا ٱدۡخُلُواْ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةَ فَكُلُواْ مِنۡهَا حَيۡثُ شِئۡتُمۡ رَغَدٗا وَٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدٗا وَقُولُواْ حِطَّةٞ نَّغۡفِرۡ لَكُمۡ خَطَٰيَٰكُمۡۚ وَسَنَزِيدُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
Ve hani demiştik: Şu şehre girin, ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin ve hıtta deyin, hatalarınızı bağışlayalım ve iyilik yapanlara artıracağız.
ve iz kulna udhulu hazihi el-karyete fekulu minha haysu şi'tum ragaden vedhulu el-babe succeden vekulu hıttatun nağfir lekum hatayakum vesenezidu el-muhsinin
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَنزَلۡنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجۡزٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ
Zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zulmedenlerin üzerine, yoldan çıkmaları sebebiyle gökten bir azap indirdik.
febaddele ellezine zalemu kavlen gayra ellezi kile lehum feenzelna ala ellezine zalemu riczen mine es-semai bima kanu yefsukun
۞وَإِذِ ٱسۡتَسۡقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ فَقُلۡنَا ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡحَجَرَۖ فَٱنفَجَرَتۡ مِنۡهُ ٱثۡنَتَا عَشۡرَةَ عَيۡنٗاۖ قَدۡ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٖ مَّشۡرَبَهُمۡۖ كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ مِن رِّزۡقِ ٱللَّهِ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
Hani Musa kavmi için su dilemişti, biz de 'Asanla taşa vur' demiştik. Bunun üzerine ondan on iki pınar fışkırmıştı. Her topluluk kendi içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
veiz isteska musa likavmihi fekulna idrib biasaka elhacera fenfecerat minhu isneta aşrate aynen kad alime küllü unasin meşrabehüm külu veşrabu min rızki allahi vela tasav fi el-ardi müfsidin